21.10.2017
16.04.2011 15:42

Hacı Lüy
Eğitimci, Yazar
haciluy@gmail.com

Ülkemizdeki Yabancı Okullar Hakkında Genel Bilgiler

           İlk olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında imzalanan kapitülasyonları istismar eden yabancı ülkeler bu fırsatı çok  iyi değerlendirerek Osmanlı topraklarında okullar açmaya başladılar.  İstanbul’da yaşayan Latin Katolikler, papadan kendi çocuklarına eğitim verilmesi için rahip istediler. Bunun üzerine gönderilen rahipler ilk kez 1583’te İstanbul’a gelerek Saint Benoit Manastırına yerleştiler ve önce manastır içinde sonra da yakınındaki bir binada ilk yabancı okulu Osmanlı topraklarında açtılar. Bunun arkasından 1629’da Kapüsen rahipleri, günümüzde de varlığını sürdüren  Saint Louis’i açtı.

 

            İlk Protestan okulları, 1824’te Amerikalılar tarafından Beyrut’ta  açılmıştır. Çünkü Beyrut, ticari, coğrafi, siyasi bakımdan stratejik bir noktada bulunuyordu. Ayrıca Kudüs'e yakın olması, bir Akdeniz limanı olma özelliği Beyrut'u  insanların  akın ettiği bir merkez haline getirmişti. Yabancılara göre kültüre açık, engin kaynaklara sahip bir halkı eğitim yoluyla etkilemek tek çıkar yoldu. Okullar ve misyonerler de bunu hakkıyla başarmışlar, Beyrut'u Osmanlı topraklarından ayırmışlardı.       

 

            18.yüzyıla kadar açılan yabancı okullar Katolik kilisesine bağlıydı  ve 1839 yılına gelindiğinde bu okulların sayısı 40’a ulaşmıştı. Bu okullarda görev yapan öğretmenler gidecekleri ülkenin halkını çok iyi tanıyan, iyi iletişim kurabilen misyoner rahiplerdi.       

 

            1839’da yayınlanan “Gülhane Hatt-ı Hümayunu” ülkedeki  Gayri-Müslimlere ilk kez kanun önünde eşit haklar vermek ve onların mal ve can teminatını da devlet güvencesi altına almak için ilan edilmiştir. Bu fermanı emperyalist ülkeler, Gayri-Müslimleri kışkırtmak için çok iyi kullanmışlardır. Azınlıklar bu fermanla birlikte  bir yandan kendilerine sağlanan  devlet imkanlarından yararlanarak  devlet kadrolarında yer alırlarken diğer yandan da kendi okullarını açmayı ihmal etmediler.

 

            Tanzimat fermanıyla yetinmeyen bu Gayri-Müslimler daha fazla hak ve hürriyet elde etmek için emperyalist ülkelere Osmanlı Devleti’ne uygulattıkları baskılarla 28 şubat 1856’da Islahat Fermanı’nı çıkartarak din, mezhep ve siyasi eşitliklerini teyit ettirmişler ve hızlı bir şekilde okullaşma sürecini başlatmışlardır. Osmanlı Devleti’nin dahi okul götüremediği Doğu Anadolu’nun en ücra köşelerine bile okullar açmışlardır. Ve böylece  Amerikan Ermeni Okulu,  Fransız Ermeni Okulu, Fransız Yahudi Okulu, İngiliz okulu, Rus Okulu, Alman Okulu, İtalyan okulu, Avusturya Okulu, Bulgar Okulu gibi himayesinde olduğu devletin adını taşıyan okullar hızla çoğalmaya başlamıştı.

 

            Yabancı okullar sadece dini amaçlar nedeniyle değil aynı zamanda Osmanlı Devleti’yle Avrupa arasında gittikçe kurumsallaşan ilişkiler gereği Osmanlıca bilen bir kadro oluşturmak ve de Osmanlı topraklarında yaşayan Hıristiyanları kendi din ve mezheplerinin mensubu yapmak için açılmışlardır.

 

           1886’da İstanbul’da açılan Anadolu koleji, gözlerden uzak  ve hedef kitleye daha yakın olmak için Merzifon’a taşınmıştır. Okulun Müslüman öğretim elemanlarından Zeki Ketani’nin öldürülmesi sonucu okul karışmış, olaylar dinmeyince de bir başka Osmanlı şehri  Selanik’e taşınmış orada aynı isimle eğitim vermeye devam etmiştir. Görüldüğü gibi her ne şartlarda olursa olsun eğitime ara vermemişlerdir.

 

           Islahat fermanıyla ilk kez Gayri-Müslimlere Müslüman olmalarına gerek kalmadan  Müslümanları yönetme hakkı tanınmıştır. Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecine girmesiyle Gayri-Müslimlere ait yabancı okulların sayıları pervasızca artmıştır. 1875 yılında çıkartılan Ferman-ı Adalet de yabancı okulların açılışını  hukuki olarak iyice  kolaylaştırmış  ve yabancı okulların ait oldukları ülkelerin Osmanlı topraklarında birer sağlam  kalesi haline gelmişlerdir. 1905 yılına gelindiğinde Osmanlı topraklarında  hükümet tarafından tespit edilebilen misyonerler tarafından açılan okul sayısı 600 civarındadır, ancak tespit edilemeyen ruhsatsız olarak faaliyette bulunan yabancı okul bu rakamdan çok daha fazladır. 1894 yılında  Mamuret-ül Aziz (Elazığ)  vilayetinde 83 protestan Okulu’nun bulunması, vilayetin o günkü nüfus yoğunluğu  düşünüldüğünde  bu sayı çok dikkat çeker. Ve okullar Beyrut, Kudüs, Halep, İzmir, Selanik, Elazığ, Kayseri, Merzifon, Tarsus, Antep…gibi stratejik bölgelere açılmıştır. Anadolu’daki misyoner faaliyetleri ve misyoner okulları açıldıktan belli bir süre sonraya kadar doğrudan ABD merkezli ABCFM misyoner örgütü tarafından desteklenmiştir. Bilhassa okulların açılması sırasında ABD’nin çeşitli eyaletlerinde yürütülen kampanyalarda çok yüksek miktarlarda bağışlar toplanmış ve bunlar Anadolu'daki çalışmalar için harcanmıştır. Bazen okulların kurulmalarında özel kişi ve fonların da büyük desteği  oluyordu. Buna en güzel örnek Robert Kolejine adı verilen Christopher Rinlender Robert’tir. Öldüğünde okula bıraktığı 400.000 dolar maddî kaynak okula yeni binalar yapılmasını sağlamıştır.

 

          Ve bu okulların genelde müdürleri papazdı. Amerikalı, Fransız ve İngiliz misyonerler Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek olan fikri yapıyı gene bu ülke topraklarında kurdukları okullarla gerçekleştirmişlerdir. Ülkemizdeki Amerikan okullarında okuyan bazı Türk aydınları Kurtuluş Savaşı esnasında Amerikan mandasını savunmuşlardır. Amerikalılar tarafından 1871’de İstanbul’da açılan Robert Koleji öğrencileri ileriki tarihlerde  Bulgaristan’ın siyasi hayatında aktif rol oynamış, hatta ilk beş Bulgar başbakanı İstanbul  Robert koleji mezunları arasından çıkmıştır. Robert Koleji  Türkiye’de 1923’te Türkiye Cumhuriyetinin ilanından bu yana, yıllar içinde  iki başbakan, birçok bakan, milletvekili ve büyükelçinin yanı sıra, ilaç, hukuk, iş ve sanat dünyasından da Türkiye’nin önde gelen isimlerini eğitmiştir.

      

        1867 yılında Sultan Abdülaziz zamanında Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (Askeri tıp mekebi)’ye bağlı eczacılık  mektebinin ilk mezunu, 1870 yılında sınıfını tamamlayan,1 numaralı diploma sahibi Yasef Moiz efendidir. Bu mektebe özellikle azınlıklar ilgi göstermiştir. Eczacı sınıfından ilk 25 yıl içinde 348 eczacı diploma almıştır. Bunlardan

                   28 tanesi Müslüman,

                   51 tanesi Musevi,

                 133 tanesi Rum ve

                 136 tanesi Ermeni’dir.

      Yüzde olarak hesaplandığında  25 yıl içinde mezun olan eczacıların %8’lik bölümünün  ülkenin çoğunluğunu oluşturan  Türklerden, %92’lik bölümün ise azınlıklardan olduğu görülür. Bu durumun sonucu olarak azınlıklar İstanbul’da özel eczane sahipliğindeki üstünlüklerini sürdürmüşlerdir.

      Besim Önder Paşa, 1897 yılında Dersaadet (İstanbul)  ve Bilad-ı Selase (Eyüp, galata ve Üsküdar)’de 252 eczane bulunduğunu, bunlardan yalnız  7 tanesinin sahibinin Müslüman olduğunu, geri kalan eczanelerden  230 tanesinin sahibinin Musevi olduğunu, kalan 15-20 tanesinin ise yabancı memleketlerden diploma almış eczacılar tarafından idare edildiğini bildirmektedir.

Bu köşe yazısı 10686 defa okunmuştur.
Yorum Yaz

YORUMLAR

mehmet günöz:
sayın hocam;çalışkan bir millet olduğumuzu tarih bile söylüyor,ne yazıkki, ta o zamanlar bile ,işten ve çalışmaktan kaçan bir milletmişiz.çalışan çabalayan hep müslüman olmayan kişiler.çok yazık
22.03.2012 11:43:54

YAZARIN TÜM YAZILARI

Ülkemizdeki Yabancı Okullar Hakkında Genel Bilgiler - 16 Nisan 2011 Cumartesi 15:42
Osmanlıyı Zirvelerde Dolaştıran Mektep, Enderun - 9 Nisan 2011 Cumartesi 08:47
Niçin En Güzel Hediye Kitaptır? (2) - 6 Nisan 2011 Çarşamba 11:46
Bizlerde Bir Şeyler Yapma Gayreti İçinde Olmalıyız! - 6 Nisan 2011 Çarşamba 11:42
Niçin En Güzel Hediye Kitaptır? (1) - 29 Mart 2011 Salı 13:43
YAZARLAR
ANKET
Hangi Sorunun Cevabını Merak Ediyorsanız? Söyleyin Halkımıza Soralım.