13.12.2017
21.02.2011 13:16

Seyfettin Çetiner
Şair-Yazar
scetiner71@hotmail.com

Hey Gidi Günler

Sekiz, dokuz yaşlarında, simsiyah dalgalı saçları ve karamsı gözleri olan, esmer tenli, yuvarlak yüzlü kara bir çocuktum. Türkiye’nin yokluğunu yoksulluğunu iliklere kadar yaşandığı yıllar, çocukluk yılları, darbenin yılları…
Evet, o yıllarda, Televizyon denen çağın harikası belki çıkalı çok olmuştu amma, bizim eve daha yeni giriyordu. Ne kadar sevinmiştik üç kardeş, televizyon anteni dama dikilirken... O yıllarda bizim için Cuma akşamları bir bayram gününden farksızdı. Soğuk kış günlerinde o gün mutlaka akşam yemeğinde, meşe ateşinde pişen, tavada hamsi olurdu. Soğuk ve çetin geçen, adam boyu kar yağan kış günlerinde, Kuru fasulye, keşkek yemeği, soframızın vazgeçilmez yemekleriydi.
Belki! de benim hala bu yemeklere olan düşkünlüğüm o günlerin eseriydi...
Etrafı kerpiç avluyla çevrili, kapısında büyürce tahta kapısı olan, garajı, tandırı alt katı dam olan üç odalı mutfaklı dede yadigârı, bu evde onca yokluğa, yoksulluğa inat hayata nazire edercesine, huzurlu, umutlu mutlu bir hayat yaşayıp gitmekteydik işte…
O yıllarda her şeyin kıymeti vardı. Cuma günleri yenen, tavada balığın, Kuru fasulyenin, keşkek yemeğinin, her akşam televizyonda gösterilen çizgi film vikinglerin, Salı akşamı gösterilen Türk filmlerinin, Türkan Şoray’ ın,Kadir İnanır ‘ın, Cenk KORAY ´ın , Halit KIVANÇın hasılı tüm artistlerin bir başka kıymetleri vardı...
Ve hatta komşumuz şişman Emine teyzenin, uzaktan akrabağımız İhtiyar Nazik teyzenin, Halamın kaynanası Afife halanın kıymetleri vardı. Bizim evde hiç çekinmeden hem de odanın baş köşesinde, oturabilecekleri minderleri vardı.O yıllarda hangi komşunun evinde, güzel bir şeyler pişirilirse, komşusuyla paylaşacak, tadımlıkta olsa pişen yemekleri vardı...
Yüzünü hayal, meyal hatırladığım, her zaman rahmetle andığım dede yadigârı iki katlı kerpiç fakirhanemizde, bazen üzülerek, bazen sevinerek ama çoğunlukla, mutlu olarak, hayata inat ebemlerle, amcamlarla yaşayıp gitmekteydik işte…
Kim bilir, belki de şu an yaşadığım hayatın onca zorluğunu, acımasızlığını göğüsleyebilmem, o günlerdeki yaşadığım hayatın bana verdiği dirençti, güçtü, umuttu. Evet, o yıllarda geleceğe dair umutlarımız, hayallerimiz vardı. Kardeş gibi çocukluk arkadaşlarımız, adeta bir haneyi andıran mahallemiz, kötülük kıskançlık nedir bilmeyen, tertemiz, günahsız yüreklerimiz vardı.
Çocukluğumun ilk yıllarında, ayağımızda lastik ayakkabı olsa da, sobalarda kömür yerine tezek yaksak da, sabahları somun yerine, yufka ekmeği yesek de, sucuğun, salamın, kaşarın yokluğunu çeksek de yoksulluğu iliklerimize kadar yaşasak da, sırtıma boya sandığı olsa da, iyiliğin, kardeşliğin, sevginin, hatırın, hoşgörünün, yokluğunu çekmiyor, yaşamıyorduk.
Evet, o yıllarda arkadaşlarımız arasında hayata dair umutlarımız, sevinçlerimiz, okuyacak, adam olacak, mahallemizden devleti yönetecek kadrolar çıkartacak hayallerimiz vardı.
Komşumuz Şişman Emine teyze vefat edeli çok oldu. Halamın kaynanası Afife hala yıllar sonrada olsa, aynı kaderi paylaştı. İhtiyar Nazik teyze hayatının son demlerinde, yokluk, yalnızlık, perişanlık içinde yaşadı ve bir sabah fakirhanesinde ölü bulundu.
Yok olan, kaybolan, değer yitiren, sadece ve sadece elbette onlar değildi.
Bizi biz yapan değerlerde hayatımızdan bir, bir kopup gidiyordu. Artık mahallemizde, yemekler paylaşılmıyor, artık, dibek başı oturmaları olmuyordu. Artık komşuluk hakları gözetilmiyor insani değerler bir, bir kayboluyor, yerle bir oluyordu. Adeta insani değerlere, geleneklerimize karşı savaş açılıyor, yok olabilmesi adına her şey yapılıyordu.
Yıllar sonra vaktiyle, kıymetli olan her şey, hayattaki yerini kaybetmiş yerlerine başka, başka düşünceler almıştı. Sadece o günlerden bu günlere kalan benim çocukluk hatıralarım, belki de sadece bu satırlardı...
Ben hala mazide kalan hasret günlerini, çocukluk günlerini, hey gidi günler diyerek, kırılgan, yorgun, üzgün hüzünlü yüreğimde yaşatır dururum kendimce...
Bu köşe yazısı 8352 defa okunmuştur.
Yorum Yaz

YORUMLAR

Abdullah ÇETİNER:
Yazın güzel olmuş yüreğine sağlık Seyfettin ağbi.Ama Nazik ebemin öldüğü oğlu Duran dayının evidir.Nüfusçu Duran'ın evinemi fakirhane demek istedin anlayamadım_?
25.02.2011 09:00:41
hakan polat:
herzaman yerinde ve riyasız yorumların için sana teşekkür ederim.
13.03.2011 20:23:02

YAZARIN TÜM YAZILARI

Hey Gidi Günler - 21 Şubat 2011 Pazartesi 13:16
Masallar ülkesinin, masal kızı AYSONA - 5 Ocak 2011 Çarşamba 10:51
Makulat Şiirleri ve Simitçi bir çocuk - 20 Aralık 2010 Pazartesi 14:14
LALE VE LADEN BİJANİ KARDEŞLER - 16 Aralık 2010 Perşembe 14:43
ÖZAL'IN KARAOĞLANI ALPARSLAN PEHLİVANLI - 12 Aralık 2010 Pazar 23:17
SOYLU ADAM; SÜLEYMAN SOYLU - 1 Eylül 2010 Çarşamba 14:34
Darbeye Doğru, Bir Sevda Masalı... - 15 Ağustos 2010 Pazar 01:57
Çocukluk Yıllarında Bizim Mahallemiz - 12 Temmuz 2010 Pazartesi 16:28
HÜZÜNLÜ KIRIKKALEM - 4 Temmuz 2010 Pazar 02:01
VEFA - 29 Haziran 2010 Salı 17:10
Abdülhamidi tanımak, Abdülhamidi anlamak... - 11 Haziran 2010 Cuma 16:49
KATİN ORMANLARININ LANETİ! - 31 Mayıs 2010 Pazartesi 13:56
Başvekilim Ali Adnan Menderes - 16 Mayıs 2010 Pazar 01:06
YAZARLAR
ANKET
Hangi Sorunun Cevabını Merak Ediyorsanız? Söyleyin Halkımıza Soralım.